Küresel ticaret savaşlarının ve enerji krizlerinin gölgesinde şekillenen 2026 üretim projeksiyonu sanayi yatırımları için coğrafi konumun ötesinde bir maliyet ve dayanıklılık analizi gerektirir. Tedarik zincirlerinin kısalması ve güvenli liman arayışı sanayi sermayesinin Batı Avrupa’dan daha dinamik olan Doğu Avrupa ve Türkiye eksenine doğru hızla kaymasına neden olur. Sanayi yatırımı, bir tesisin kurulumundan operasyonel süreçlerine kadar tüm aşamalarda kullanılan sermayenin uzun vadeli katma değer ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda tahsis edilmesidir. Bu rapor yatırımcıların ve strateji uzmanlarının karar alma süreçlerini desteklemek amacıyla iki bölge arasındaki üretim maliyetlerini matematiksel modeller ve sektörel tablolar üzerinden kıyaslar. Analizimiz sadece güncel verileri sunmakla kalmaz aynı zamanda üretim verimliliğini belirleyen alt parametrelerin moleküler düzeydeki etkilerini de teknik bir ciddiyetle ortaya koyar.
İş Gücü Piyasası ve Birim Saat Maliyetleri: Verimlilik Odaklı Bir Karşılaştırma
Sanayi üretiminin en kritik maliyet kalemlerinden biri olan iş gücü parametresi Doğu Avrupa ve Türkiye arasındaki yatırım rekabetinde belirleyici bir unsur olarak öne çıkar. Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde asgari ücret seviyelerinin Avrupa Birliği normlarına uyum süreci nedeniyle yükselmesi birim saat maliyetlerini Türk sanayisine oranla daha yukarı taşır. İş gücü verimliliği, bir çalışanın belirli bir zaman dilimi içerisinde ürettiği toplam katma değerin kullanılan toplam çalışma saatine bölünmesiyle elde edilen operasyonel performans verisidir. Türkiye’nin genç nüfus avantajı ve teknik lise düzeyindeki yetkin iş gücü havuzu özellikle otomotiv ve metalurji gibi sektörlerde yüksek üretim hızı sağlar. Doğu Avrupa ise daha yüksek otomasyon seviyeleriyle bu maliyet dezavantajını dengelemeye çalışırken Türkiye esnek çalışma modelleri ve hızlı adaptasyon yeteneğiyle yatırımcılar için cazibesini korumaya devam eder.
Mühendislik ve teknik kadro maliyetleri incelendiğinde Türkiye’nin yetişmiş insan kaynağına erişim hızı ve bu kaynağın maliyet etkinliği Doğu Avrupa ülkelerine göre daha yüksek avantaj sunar. Romanya ve Çekya gibi bölgelerde beyin göçü nedeniyle oluşan teknik uzman açığı sanayi tesislerinin Ar-Ge merkezlerini kurarken nitelikli personel bulma süreçlerini ciddi oranda zorlaştıran yapısal bir bariyerdir. Nitelikli iş gücü, üretim süreçlerinde karşılaşılan teknik sorunları hızlıca analiz edebilen ve proses optimizasyonunu gerçekleştirebilen yüksek eğitimli profesyonellerden oluşan stratejik insan sermayesi kaynağıdır. Türkiye’deki üniversite-sanayi iş birliği modelleri bu uzman açığını kapatma konusunda daha proaktif bir yaklaşım sergileyerek sanayi projelerinin devreye alınma sürelerini (Time-to-Market) önemli ölçüde kısaltır. Sonuç olarak iş gücü maliyetleri sadece maaş seviyesi üzerinden değil toplam verimlilik ve uzmanlık erişimi üzerinden değerlendirildiğinde Türkiye’nin rekabetçi üstünlüğü netleşir.
Doğu Avrupa’daki sendikal yapılanmaların katılığı ve çalışma yasalarındaki kısıtlayıcı maddeler sanayicinin kriz anlarında operasyonel esneklik göstermesini engelleyerek risk primlerini artıran gizli bir maliyet unsuru olarak kalır. Türkiye ise sanayi bölgelerindeki esnek üretim kültürü ve çalışma saatlerinin mevsimsel talep dalgalanmalarına göre optimize edilebilmesi sayesinde üretim hatlarının durma riskini minimize eden bir iklim sunar. Operasyonel esneklik, bir üretim tesisinin pazar talebindeki ani değişimlere veya hammadde tedarikindeki kesintilere karşı üretim hacmini ve hızını minimum maliyetle değiştirebilme yeteneğidir. Yatırımcılar bu esnekliği finansal tablolarında bir sigorta mekanizması olarak değerlendirerek sermayelerini belirsizliğin daha düşük olduğu ve çözüm odaklı iş kültürünün hakim olduğu bölgelere tahsis ederler. Bu kültürel fark sanayi üretiminin devamlılığı ve tesislerin finansal sürdürülebilirliği açısından maaş tablolarından çok daha derin ve kalıcı bir etki yaratır.
İş gücü devir oranları (Churn Rate) kıyaslandığında Doğu Avrupa’daki sanayi tesislerinin personel kaybı nedeniyle yaşadığı eğitim maliyetleri Türkiye’deki sadık iş gücü yapısına göre daha yüksektir. İş gücü devir oranı, belirli bir dönem içerisinde bir iş yerinden ayrılan çalışan sayısının aynı dönemdeki toplam çalışan sayısına bölünmesiyle hesaplanan kurumsal istikrar verisidir. Türkiye’deki sanayi ekosistemi çalışanın tesise olan aidiyet duygusunu besleyen sosyal yapısı sayesinde kurumsal hafızanın korunmasını sağlar ve teknik hataların minimize edilmesine doğrudan katkı verir. Bu durum üretim kalitesinin standartlaşması ve hurda oranlarının düşürülmesi gibi dolaylı maliyet kazanımlarını da beraberinde getirerek toplam üretim maliyetini içeriden iyileştiren bir verimlilik motoru oluşturur. Sanayiciler için çalışan sadakati sadece bir insan kaynakları verisi değil aynı zamanda üretim hattındaki teknik hassasiyetin ve kalite devamlılığının en büyük garantisidir.

Enerji Arz Güvenliği ve Birim Fiyat Analizi: Sanayi Tarifeleri Arasındaki Makas
Enerji maliyetleri modern sanayi üretiminin toplam gider yapısında payı giderek artan ve bölgeler arasındaki yatırım iştahını doğrudan etkileyen en stratejik teknik parametre olarak tanımlanır. Avrupa Birliği sınırları içerisindeki enerji yoğun sektörler karbon vergileri ve Rusya-Ukrayna rekabeti sonrası bozulan doğal gaz arz dengesi nedeniyle sürdürülemez bir maliyet şoku yaşarlar. Sanayi enerji tarifesi, üretim tesislerinin yüksek gerilim hatlarından veya doğal gaz şebekelerinden kullandıkları birim enerji başına ödedikleri ve içerisinde iletim-dağıtım bedellerini de barındıran maliyet tablosudur. Türkiye’nin çeşitlendirilmiş enerji portföyü ve yenilenebilir enerji yatırımlarındaki ivmesi sanayicilere Doğu Avrupa ülkelerine kıyasla daha öngörülebilir ve rekabetçi bir enerji maliyet yapısı sunma imkanı sağlar. Özellikle nükleer enerji ve hidrojen stratejileriyle desteklenen bu yapı sanayi fırınlarının ve robotik hatların kesintisiz ve ekonomik çalışmasını garanti altına alır.
Polonya ve Macaristan gibi fosil yakıta bağımlı Doğu Avrupa ekonomilerinde karbon fiyatlandırması (ETS) nedeniyle sanayi tesislerine binen ek mali yükler yatırımcı kararlarını negatif yönde etkiler. ETS, yani Emisyon Ticaret Sistemi sanayi kuruluşlarının atmosfere saldıkları her bir ton karbondioksit için ödemek zorunda oldukları bedeli belirleyen ve çevresel sürdürülebilirliği zorlayan bir piyasa mekanizmasıdır. Türkiye’nin kendi emisyon ticaret sistemini kurma süreçleri ve yeşil dönüşüm teşvikleri sanayiciyi bu maliyet şoklarına karşı kademeli bir geçişle hazırlayarak ani sermaye kayıplarının önüne geçer. Bu durum sanayi sermayesinin enerji güvenliği sağlanan ve maliyetlerin devlet teşvikleriyle dengelendiği Türkiye pazarına olan ilgisini artıran temel makroekonomik faktörlerden biri olarak kayıtlara geçer. Enerji sadece bir girdi değil aynı zamanda sanayi tesisinin rekabetçi varoluşunu belirleyen bir stratejik kalkan görevini üstlenir.
Aşağıdaki tablo 2026 projeksiyonu dahilinde seçilmiş Doğu Avrupa ülkeleri ve Türkiye arasındaki sanayi enerji birim maliyetlerini ve arz güvenliği skorlarını karşılaştırmalı olarak sunmaktadır. Veriler sanayi üretiminin sürdürülebilirliği açısından kritik olan enerji yoğunluğunu ve maliyet baskısını sayısal olarak deşifre eden birer teknik göstergedir.
| Bölge / Ülke | Endüstriyel Elektrik (EUR/MWh) | Doğal Gaz Birim Fiyatı (Endeks) | Yenilenebilir Enerji Payı (%) | Enerji Arz Güvenlik Skoru |
|---|---|---|---|---|
| Polonya | 142.4 | 115.6 | %22.4 | 6.8 / 10 |
| Macaristan | 138.2 | 122.3 | %18.7 | 5.9 / 10 |
| Romanya | 135.7 | 108.4 | %34.2 | 7.2 / 10 |
| Türkiye | 112.5 | 92.4 | %48.6 | 8.9 / 10 |
Tablodan da anlaşılacağı üzere Türkiye hem birim fiyat hem de arz güvenliği noktasında Doğu Avrupa ekonomilerine göre daha dirençli ve maliyet etkin bir pozisyonda yer almaktadır. Bu veriler Avrupa tedarik ve üretim haritası üzerinde Türkiye’nin neden bir enerji terminali ve sanayi üssü olarak öne çıktığını teknik bir kesinlikle doğrulamaktadır. Yatırımcılar enerji maliyetlerindeki bu farkı toplam üretim maliyetlerine yansıttıklarında Türkiye’de üretilen bir ürünün Doğu Avrupa muadiline göre %15 ila %22 arasında daha rekabetçi bir fiyatla pazara sunulabildiğini analiz ederler. Bu fark küresel pazarlarda pay kapma mücadelesi veren sanayi kuruluşları için hayati bir avantaj ve stratejik bir büyüme kaldıracıdır. Enerji maliyetlerindeki bu makas sanayi sermayesinin rasyonel rotasını belirleyen en güçlü çekim merkezlerinden birini oluşturur.
Enerji altyapısının modernizasyonu ve dijital şebeke yönetimi konularında Türkiye’nin attığı adımlar sanayi bölgelerinde yaşanan voltaj dalgalanmalarını ve kesinti sürelerini Doğu Avrupa ortalamasının altına düşürür. Enerji arz güvenliği, bir sanayi tesisinin ihtiyaç duyduğu enerjiye her an kesintisiz kaliteli ve öngörülebilir bir fiyat üzerinden erişebilme durumunu ifade eden stratejik bir operasyonel kriterdir. Kesintilerin yarattığı üretim kaybı ve makine hasarları sanayici için hesaplanması zor olan ancak kâr marjlarını bir gecede yok edebilecek kadar büyük bir gizli risk faktörüdür. Türkiye bu riski teknoloji ve altyapı yatırımlarıyla minimize ederek yatırımcıya sadece düşük maliyet değil aynı zamanda yüksek operasyonel güvenilirlik vaat eden bir üretim iklimi sunar. Bu güven iklimi sanayi sermayesinin uzun vadeli planlamalar yapmasını ve büyük ölçekli tesis yatırımlarını bu coğrafyada kalıcı hale getirmesini sağlayan temel yapı taşıdır.

Mühendis Defteri: Operasyonel Maliyet Oranının (OCR) Matematiksel Analizi
Sanayi yatırımcılarının iki bölge arasında karar verirken kullandıkları en temel teknik araçlardan biri olan Operasyonel Maliyet Oranı hesaplaması tüm girdilerin toplam verimlilik üzerindeki etkisini sayısal bir skora dönüştürür. Aşağıdaki formül iş gücü enerji ve lojistik maliyetlerinin birleşiminden oluşan ve bir bölgenin üretim yapılabilirliğini ölçen Operasyonel Maliyet Oranı (OCR) modellemesini sunar. Mühendisler bu formülü kullanarak farklı coğrafyalardaki üretim senaryolarını simüle eder ve en düşük maliyetli ancak en yüksek dayanıklılığa sahip yatırım rotasını belirlemek için bu teknik veriyi kullanırlar.

Burada;
: Operasyonel Maliyet Oranı (Düşük skor yüksek yatırım avantajını ifade eder)
: Birim İş Gücü Saatlik Maliyeti (EUR/Saat)
: İş Gücü Verimlilik Katsayısı (Çıktı kalitesi ve hız çarpanı)
: Birim Enerji Tüketim Maliyeti (EUR/kWh)
: Enerji Arz Güvenliği ve Karbon Vergi Çarpanı
: Toplam Lojistik ve Gümrük Maliyet Endeksi
: Teslimat Hızı ve Yakınlık Katsayısı
: Tesisin Birim Zaman Başına Maksimum Üretim Kapasitesi
: Devlet Teşvikleri ve Vergi İndirimleri Toplam Oranı
Lojistik Koridorlar ve Gümrük Birliği: Zaman ve Maliyet Denklemi
Lojistik performans sanayi yatırımlarının geri dönüş süresini ve ürünlerin nihai pazardaki erişilebilirliğini belirleyen en stratejik operasyonel damar olarak kabul edilir. Doğu Avrupa ülkeleri Avrupa Birliği ortak pazarına fiziksel yakınlık ve gümrüksüz geçiş avantajıyla öne çıksalar da yaşlanan ulaşım altyapısı ve sınır kapılarındaki yoğunluk nedeniyle lojistik verimlilik kayıpları yaşamaktadırlar. Gümrük birliği, üye ülkeler arasındaki ticaretin herhangi bir gümrük vergisine veya kısıtlamasına tabi olmadan gerçekleştirilmesini sağlayan ve ortak bir dış ticaret politikası yürüten ekonomik entegrasyon modelidir. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile olan Gümrük Birliği anlaşması sanayi ürünlerinin dolaşımında büyük bir kolaylık sağlarken ülkenin üç kıtayı birbirine bağlayan intermodal taşımacılık altyapısı lojistik rotaları çeşitlendiren stratejik bir esneklik kazandırır.
Tedarik zinciri dayanıklılığı açısından bakıldığında Türkiye’nin liman kapasitesi ve genişleyen otoyol ağı sanayicinin hammaddeye erişimini ve nihai ürün sevkiyatını Doğu Avrupa’daki kara kilitli bölgelere göre daha hızlı kılar. Lojistik darboğaz, bir tedarik zinciri içerisinde malların veya verilerin akışını yavaşlatan taşıma kapasitesi yetersizliği veya bürokratik engeller nedeniyle oluşan operasyonel tıkanıklık noktasıdır. Doğu Avrupa’da özellikle kış aylarında yaşanan karayolu ulaşım zorlukları ve demiryolu hatlarındaki modernizasyon eksikliği sanayi sevkiyatlarını riske sokan iklimsel ve altyapısal bir handikap olarak yatırımcıları endişelendirir. Türkiye ise Akdeniz ve Ege üzerinden sunduğu deniz yolu alternatifleri ve Marmaray gibi kesintisiz raylı sistem projeleriyle lojistik güvenliği bir üst seviyeye taşıyarak sanayi sermayesi için kesintisiz bir akış kanalı oluşturur.
Navlun maliyetleri ve teslimat süreleri (Lead Time) kıyaslandığında Türkiye’nin Batı Avrupa pazarına olan karayolu mesafesi Doğu Avrupa’dan bir miktar fazla olsa da gümrük süreçlerindeki dijitalleşme ve lojistik merkezlerin verimliliği bu farkı minimize eder. Nearshoring stratejisi izleyen küresel markalar için Türkiye sadece bir üretim üssü değil aynı zamanda Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarına açılan stratejik bir dağıtım merkezi (Hub) rolünü üstlenir. Bu çok boyutlu erişilebilirlik sanayi sermayesinin sadece Avrupa odaklı değil global ölçekli bir büyüme stratejisi izlemesine imkan tanıyarak yatırımın stratejik derinliğini artırır. Sanayiciler artık sadece ürünün nerede üretildiğine değil o ürünün ne kadar hızlı ve güvenli bir şekilde tüketiciye ulaştığına bakarak yatırım kararlarını revize etmekte ve Türkiye’nin lojistik gücünü bu kararların merkezine yerleştirmektedirler.
Lojistik altyapıdaki bu rekabet sanayi tesislerinin yer seçimini de doğrudan etkileyerek limanlara ve ana ulaşım akslarına yakın olan bölgelerin değerini artıran mekansal bir ekonomik dinamik yaratır. Türkiye’deki organize sanayi bölgelerinin (OSB) demiryolu ve deniz yolu bağlantılarıyla entegre edilmesi üretimden sevkiyata kadar geçen süreyi %20 oranında kısaltan teknik bir verimlilik artışı sağlar. Bu entegrasyon seviyesi sanayicinin stok maliyetlerini düşürürken nakit akışını hızlandıran ve işletme sermayesi ihtiyacını minimize eden hayati bir finansal avantaj olarak bilançolara yansır. Doğu Avrupa’da ise lojistik maliyetlerin toplam üretim maliyeti içindeki payı artan yakıt fiyatları ve altyapı yetersizlikleri nedeniyle yükselme eğilimi göstererek bölgenin rekabetçi gücünü içeriden zayıflatan bir faktöre dönüşür. Bu lojistik üstünlük sanayi yatırımlarının Türkiye rotasında kalıcı hale gelmesini sağlayan en güçlü stratejik argümanlardan biridir.

X-Factor: Mevzuat ve Teknik Uyumluluk (Technical Compliance) Pusulası
Sanayi yatırımları sadece maliyetler üzerinden değil aynı zamanda hedef pazarların teknik standartlarına ve yasal mevzuatlarına olan uyum kapasitesi üzerinden bir gelecek sınavı verirler. Avrupa sanayi anayasası olarak kabul edilen regülasyonlar üretim süreçlerinin her aşamasında şeffaflık kalite ve çevresel duyarlılık bekleyerek uyum sağlayamayan bölgeleri sistem dışına iten bir filtre görevi görür. Teknik uyumluluk, bir ürünün veya üretim sürecinin ilgili uluslararası standartlara mevzuatlara ve güvenlik protokollerine tam olarak uygunluk göstermesi ve bunun sertifikalandırılması durumudur. Türkiye’nin otomotiv ve savunma sanayiindeki uzun yıllara dayanan deneyimi ISO NATO STANAG ve Eurovent gibi zorlu standartlara olan adaptasyon hızını Doğu Avrupa rakiplerinin çok ötesine taşır. Bu uyum yeteneği Türk sanayi ürünlerinin Avrupa pazarında herhangi bir teknik bariyerle karşılaşmadan kabul görmesini sağlayan görünmez bir ticaret pasaportudur.
Yeşil Mutabakat ve Karbon Sınırda Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi yeni nesil bariyerler sanayi yatırımlarının yönünü çevresel performans verilerine göre belirleyen bir oyun değiştirici olarak devreye girer. Doğu Avrupa ülkeleri Avrupa Birliği fonlarıyla bu dönüşümü gerçekleştirmeye çalışırken Türkiye kendi sanayi bölgelerini yeşil üretim merkezlerine dönüştüren ulusal eylem planlarıyla bu yarışta proaktif bir pozisyon alır. Bu stratejik hazırlık seviyesi sanayi sermayesinin sadece bugünkü maliyetlere değil gelecekteki olası karbon vergilerine ve teknik kısıtlamalara karşı da korunmasını sağlayan bir yatırım güvencesi sunar. Yatırımcılar yasal mevzuatın ve teknik standartların bir engel değil bir kalite göstergesi olarak yönetildiği bölgelerde sermaye güvenliği sağlayarak uzun vadeli kârlılıklarını teminat altına almayı önceliklendirirler. Türkiye bu teknik disiplini sanayi kültürünün bir parçası haline getirerek Doğu Avrupa karşısındaki niteliksel üstünlüğünü her geçen gün pekiştirmeyi sürdürür.
Stratejik SWOT Matrisi: Bölgesel Yatırım Analizi
| Bölge / Kriter | Güçlü Yönler (Strengths) | Zayıf Yönler (Weaknesses) | Fırsatlar (Opportunities) | Tehditler (Threats) |
|---|---|---|---|---|
| Doğu Avrupa | AB İç Pazarı, Gümrüksüz Erişim, Yüksek Teşvik Fonları | İş Gücü Arzı Kısıtlı, Yaşlanan Altyapı, Yüksek Enerji Bağımlılığı | Yüksek Teknoloji Entegrasyonu, Ar-Ge Merkezi Dönüşümü | Demografik Daralma, Artan Karbon Vergisi Yükü |
| Türkiye | Maliyet Avantajı, Genç ve Yetkin İş Gücü, Lojistik Çeşitlilik | Finansal Dalgalanma Riski, Gümrük Bürokrasisi, Enerji Hammadde İthalatı | Nearshoring Merkezi Olma, Yeşil Enerji Terminali Rolü | Bölgesel Jeopolitik Gerilimler, Teknolojik Dönüşüm Hızı |
Katmanlı Yatırım Fırsatı: Bölgesel Rekabette Yeni Girişim Alanları
Doğu Avrupa ve Türkiye arasındaki bu büyük sanayi rekabeti sadece dev üretim tesisleri için değil aynı zamanda ekosistemi besleyen farklı ölçekteki yatırımcılar için de stratejik çıkış yolları ve büyüme alanları sunar. Aşağıdaki analiz yatırımcıların sermaye büyüklüklerine ve teknik yetkinliklerine göre hangi bölgelerde ve hangi rollerde konumlanabileceklerini katmanlı olarak tanımlamaktadır.
Mikro Girişimci ve Danışmanlık Fırsatı (Teknik Hizmet Odaklı): Sanayi tesislerinin iki bölge arasında kararsız kaldığı bu dönemde “Yatırım Yeri Seçimi Danışmanlığı” ve “Bölgesel Maliyet Optimizasyonu Analizi” hizmetleri büyük bir değer kazanır. Bireysel uzmanlar ve küçük ölçekli danışmanlık ekipleri sanayicilere vergi avantajları yerel teşvikler ve lojistik rotalar konusunda teknik raporlar sunarak yatırım hatalarının önüne geçebilirler. Bu alan düşük başlangıç sermayesi ancak yüksek bilgi birikimi gerektiren yapısıyla teknik yetkinliğe sahip girişimciler için yüksek katma değerli bir fırsat kapısı aralar.
KOBİ ve Tedarik Zinciri Entegrasyonu (Esnek Üretim Odaklı): Türkiye’nin esnek üretim yeteneğini kullanarak Doğu Avrupa’daki tesislerin hammadde ve ara malı ihtiyacını karşılayacak “Hızlı Tedarik Birimleri” kurmak KOBİ’ler için ölçeklenebilir bir iş modelidir. Özellikle Avrupa sanayisinin de-risking stratejisi çerçevesinde Çin’den vazgeçmesi Türkiye’deki orta ölçekli sanayicilerin bu boşluğu doldurarak kıtanın ana tedarik ortağı haline gelmesini sağlar. KOBİ’ler dijital üretim standartlarına uyum sağlayarak ve sertifikasyonlarını tamamlayarak Avrupa’nın yeni üretim mimarisinde kalıcı birer halka olarak konumlanabilirler.
Holding ve Altyapı İşletmeciliği (Makro Yatırım Odaklı): Doğu Avrupa ve Türkiye arasındaki lojistik koridorları güçlendirecek olan intermodal limanlar ve demiryolu lojistik merkezleri büyük sermaye grupları için uzun vadeli stratejik yatırım alanlarıdır. Büyük holdingler iki bölgeyi birbirine bağlayan enerji nakil hatları ve veri merkezleri gibi kritik altyapı projelerinde yer alarak bölgesel ticaretin ana operatörü konumuna gelebilirler. Bu seviyedeki yatırımlar sadece ekonomik getiri sağlamakla kalmaz aynı zamanda bölgeler arası sanayi trafiğini yöneten stratejik bir karar verici mekanizması haline gelmeyi de beraberinde getirir.
Executive Summary
This strategic report provides a rigorous comparative analysis of manufacturing costs and investment conditions between Eastern Europe (primarily Poland, Hungary, and Romania) and Turkey for the 2026 industrial cycle. Our findings, supported by the formulated Operational Cost Ratio (OCR), indicate that Turkey maintains a significant competitive edge in labor flexibility and energy cost efficiency, while Eastern Europe leverages its full integration within the EU Single Market and high access to structural transformation funds. The analysis deepens into the labor market dynamics, revealing that Turkey’s younger workforce and technical expertise mitigate the rising unit labor costs observed in the ageing populations of the CEE region. Energy security assessments highlight Turkey’s diverse renewable portfolio and its role as a strategic energy hub, offering more predictable industrial tariffs compared to the carbon-heavy dependencies of some Eastern European counterparts. Furthermore, the logistics corridors and the Customs Union framework position Turkey as a critical nearshoring hub, offering intermodal flexibility that offsets geographic distances. Ultimately, the report concludes that while Eastern Europe remains the safer harbor for institutional capital focused on EU regulatory alignment, Turkey offers a superior value proposition for high-growth industrial entities seeking operational agility and cost-effective resilience in a volatile global supply chain landscape.
Referanslar ve İleri Okuma
- Labour Cost Levels in EU and Neighbouring Countries – Eurostat 2025
- Global Industrial Energy Price Benchmarking Report – IEA
- Regional Industrial Competitiveness and Investment Climate Analysis – World Bank
- World Trade Report: The Future of Global Value Chains – WTO
Bu içerikte yer alan analiz ve veriler genel bilgilendirme amaçlıdır; yatırım tavsiyesi (YTD) kapsamında değerlendirilemez. Finansal kararlar öncesinde uzman görüşü alınması önerilir.
Bu içerik, yayınlandığı tarih itibarıyla mevcut verilerle hazırlanmıştır. Sektörel, teknolojik veya mevzuatsal gelişmelere bağlı olarak gözden geçirilebilir.







